ayasofya i kebir cami i serifi

Okuma süresi: 5 Dakika

HEM ANNEDEN, HEM BABADAN YETİM!

Nur yüzlü Kâinatın Efendisi, artık hem babadan yetim, hem de anneden öksüz idi. Fakat, onun hakikî muhafızı ve hâmîsi vardı. O Hâfız, onu ömrü boyunca kusursuz muhafazası ve eksiksiz murakabesi altında bulunduracak, her türlü tehlike ve sıkıntıdan kurtaracaktır!

“Rabbin, seni yetim bulup da barındırmadı mı?”1 mealindeki âyet-i kerîme, Peygamber Efendimizin bu hâlini hatırlatır!

Kâinatın Efendisi, yıllar sonra, Hudeybiye Umresi sırasında, yine Ebva’dan geçecektir. Allah’ın izniyle annesinin kabrini ziyaret edip elleriyle düzeltecektir. Sonra da teessüründen ağlayacaktır.

Onun mübarek gözlerinden tahassür gözyaşları akıttığını gören sahabîler de ağlayacaklar ve, “Yâ Resûlallah! Niçin ağladınız?” diye soracaklardır.

Resûl-i Ekrem, “Annemin benim hakkımdaki şefkat ve merhametini düşündüm de ağladım.” diye cevap verecektir.2

ERKEN VEFATLARININ HİKMETİ

Burada hâtıra şu sual gelebilir:

“Muhterem peder ve valideleri, Resûl-i Ekrem Efendimizin peygamberliğine neden yetişemediler ve neden ona îman, kendilerine nasîb olmadı?”

Bu suale, “Mektûbat” isimli eserinde, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri şu cevabı verir:

“Cenâb-ı Hakk, Habib-i Ekreminin peder ve validesini, Kendi keremiyle, Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) ferzendane hissini memnun etmek için, vâlideynini minnet altında bulundurmuyor. Vâlideynlik mertebesinden manevî evlâd mertebesine getirmemek için, hâlis kendi minnet-i Rububiyeti altına alıp, onları mes’ud etmek ve Habib-i Ekremini de memnun etmekliği rahmeti iktiza etmiş ki, vâlideynini ve ceddini, ona zahirî ümmet etmemiş. Fakat, ümmetin meziyetini, faziletini, saadetini onlara ihsan etmiştir. Evet, âlî bir müşirin [mareşalin], yüzbaşı rütbesinde olan pederi, huzuruna girmesi; birbirine zıd iki hissin taht-ı tesirinde bulunur. Padişah, o müşir olan yâver-i ekremine merhameten, pederini onun maiyetine vermiyor!”3

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ANNE VE BABASININ ÎMANLARI MESELESİ

İslâm âlimleri, ittifakla şu hususu belirtmişlerdir:

“Hz. İbrahim’den (a.s.) gelen ve Resûl-i Ekrem’i (s.a.v.) netice veren nurânî silsilenin fertlerinin hiçbiri, hak dinin nuruna lakayd kalmamışlar ve küfrün karanlıklarına mağlûb olmamışlardır. Hiçbirinin temiz gönlü, şirk ve küfürle kirlenmemiştir.”4

Bu hususu kaydettikten sonra, Sevgili Peygamberimizin baba ve annesinin îmanları meselesi üzerinde duralım: Birbirine yakın izahlarla birçok İslâm âlimi, Peygamber Efendimizin muhterem peder ve validelerinin âhirette necat ehlî olacaklarını açık ve kesin bir şekilde delilleriyle ortaya koymuşlardır. Bu izah tarzlarını şöylece sıralayabiliriz:

1) Hz. Abdullah ile Hz. Âmine, Efendimize peygamberlik vazifesi verilmeden çok evvel vefat etmişlerdir. Dolayısıyla fetret devrinde vefat edenlere ise azab yoktur.*

Bir gün, birisi, büyük âlimlerden Şerefüddin Münâvî’ye, “Peygamberimizin baba ve annesi Cehennem’de midir?” diye sorar.

Münâvi Hazretleri, hiddetle, “Resûl-i Ekrem’in peder ve validesi fetret zamanında vefat etmişlerdir. Peygamber gönderilmeden evvel ise azab yoktur.” cevabını verir.5

Kendisine bir peygamberin daveti ulaşmayan kimsenin âhirette azab görmeyeceği, âyet ve hadîslerle sabittir.6 Peygamber Efendimizin peder ve validelerine de, geçmiş peygamberlerden hiçbirinin davetinin ulaşmadığı tarihen sabittir. Şu halde, tereddütsüz söyleyebiliriz ki, onlar da necat ehlidirler ve âhirette azab görmeyeceklerdir.

2) Resûl-i Ekrem’in muhterem peder ve validelerinin şirk ehlî oldukları sabit değildir. Belki, onlar, Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Varaka b. Nevfel ve benzerleri gibi, büyük babaları İbrahim’den (a.s.) gelen inanç ve âdetlerle amel eden “Hânif’lerdendirler.

3) Sevgili Peygamberimizin baba ve annelerinin şirk ehlî olmadıklarının bir delili de, “Ben, mütemadiyen temiz babaların sulbünden, temiz anaların rahminden nakloluna geldim.”7 hadîs-i şerifidir.

Kur’an-ı Kerîm’de müşrikler “necis kimseler” olarak vasıflandırılmışlardır.8 Temizlik ile pislik, îman ile şirk, mü’min ile müşrik arasında tezat bulunduğuna göre, yukarıda kaydettiğimiz hadîs ölçüsü ışığında, Resûl-i Ekrem’in ecdadından hiçbirinin küfür ve şirk gibi manevî kirlere bulaşmadığını kabul etmek vâcib olur.9

Bütün bunlardan sonra meseleyi şöylece özetleyebiliriz: “Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) Allah tarafından rahmet olduğu hitab edilirken parlak nübüvvet ve risâlet güneşi henüz doğmadan o apaçık nuru sîne-i ihtiramında taşıyan bir ana babayı, evlâdının feyz ve nurundan mahrum farzetmek, hem edebe, hem mantığa muvafık değildir. Hususîyle, Resûl-i Ekrem’in muhterem anne ve babasının hayatları Câhiliyye devrinde geçmiştir; Risâlet-i Ahmediyye zamanını idrak etmemişlerdir.”10

Öyle ise, bu hususta mü’minin bilmesi ve kabul etmesi gereken husus şudur:

“Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) peder ve valideleri ehl-i necattır ve ehl-i Cennet’tir ve ehl-i îmandır. Cenâb-ı Hakk, Habib-i Ekreminin mübarek kalbini ve o kalbin taşıdığı ferzendane şefkatini elbette rencide etmez.”11

Şu dörtlük de bu hakikati pek güzel dile getirmektedir:

İki cihan güneşi, bürc-i saadette iken Vâlideynine Mevlâ nice vermeye şerefi, Çeşm-i insaf ile ey dil, nazar et gavvasa Alıcak dürrini yabana atar mı sadefi?

Mânâsı:

İki Dünyanın Güneşi olan Hz. Muhammed (s.a.v.) saadet burcunda iken, Cenâb-ı Hakk, anne babasına nasıl şeref vermez ki?

Ey gönül! İnsaf gözüyle dalgıca dikkatle bak. İnciyi alır da sadefini hiç yabana atar mı?

Peygamberimizin Hayatı / Salih Suruç

  1. Duhâ, 6. (Kur’an-ı Kerim) ↩︎
  2. İbn-i Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 116-117. ↩︎
  3. Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbat, s. 398. ↩︎
  4. Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbat, s. 397; Tecrid Tercemesi, c. 4, s. 537.Bkz.: M. Dikmen-B. Ateş, Peygamberler Tarihi, c. 1, s. 41-43. ↩︎
  5. Tecrid Tere, c. 4, s. 539. ↩︎
  6. İsrâ, 15.(Kur’an-ı Kerim) ↩︎
  7. Kadı İyaz, c. 1,s. 183. ↩︎
  8. Tevbe, 28.(Kur’an-ı Kerim) ↩︎
  9. Tecrid Tercemesi, c. 4, s. 546. ↩︎
  10. A.g.e.,c. 4, s. 551. ↩︎
  11. Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbat, s. 398. ↩︎